Zaman Eylül’ün ilacı…

   11948282_10153586291756252_1233832774_n“Eylül’e girdim, Eylül’e girdim… Her ömrün bir Eylül’ü vardır… Onca yaşadım… Şimdi bildim”

Ne de güzel söylemiş Murathan Mungan… Ve ben yine Eylül’e girdim! Her ömrün bir Eylül’ü varmış işte, benim ömrümün Eylül’ü dili geçmiş zamanın mış’lı bir eki artık! Acıtmayan, çok daha az kanatan, daha da büyük kabuklar bağlayan bir EYLÜL…

Öyle güzel bir ay ki Eylül.

Eylüller üzerine o kadar çok yazasım var ki!

Hem kimlerin yazası gelmemiş ki? Nice şairler ne şiirler yazmışlar onca yaşayıp şimdi bildikleri bütün eylüllere dair!

Bütün hüzünlü, toprak kokulu, daha yalnız, daha deli, daha kimsesiz zamanların baş tacı…

Bugün şiir tadında yazasım var…

Kısa kısa, devrik ve yarı öznesiz yarı yüklemsiz…

Daha Nazım, daha Cemal Süreyya, daha İlhan Berk, daha Ahmet Altan ve biraz daha Edip Cansever tadında…

Baylar!

Bin dokuz yüz seksen birdeyiz

Karşınızda eylülün sesi

11911706_10153586285291252_1309295342_n

Ve kendime Eylüle dair küçük birkaç not:  Sanırım bu Eylül’de yeni bir yağmurluk almanın vakti geldi, saatlerce yağmurun altında kalmak doğadan aldığım en büyük haz olsa da biraz daha dikkatli olmakta fayda vardır hem belki de 🙂 Ayrıca belli ki bu Eylül’ün toprakla buluşması daha güzel ve daha yoğun olacak ve çekilen her yeni fotoğraf bir önce ki Eylül’ün kalan bütün tortularını silecek.  Kafam da Eylül ayına dair yepyeni, pırıl pırıl bir sürü proje var.

 Hepsi Eylül’ü hepsi yağmurları bekliyor…

Küçük notlar demişken sanırım ben en çok ayların üzerine yazmayı seviyorum. Her ay başka güzel, ama Haziran’ın bütün sıcaklığını silen en huzurlu ay…

Ve sen yine hoş geldin Eylül!

 

 

 

Eylül’de bitiyor artık Ekim’e kadar yolun var…

10505626_10152776402001252_4109111488149425754_n
Bu aralar herkesin ruh hali Eylül gibi ne olduğun belli değil; bi soğuk bi sıcak, bi dalgalı bi durgun, bi yeşil bi sarı…
Sosyal medya hesaplarında böööğ getiren iletiler… hastayım, üşüyorum, bu havalar da neden soğudu böyle, vs vs vs Eylül’e girdik ondan olabilir mi acep diye isyan edesi geliyor insanın!
Neyse bugün konumuz aşk acısı
Hele o ayrılık acısını en derinden çekenler vay ki onların haline…
Onların iletisi geçmişine baktığınızda ise bigün iyiyim bomba gibiyim, bigün acıdan ölüyorum tarzında sosyal göndermeler.
Örn; Varan 1 (Marmara’nın yüksek kesimlerine yarın kar yağış bekleniyormuş, doğanın dengesi de herkes gibi bozuldu… bu halimiz ne olacak böyle zalımın gızı)
Varan 2 (Bazen dünyanın en zor mesleğidir, kendi duygularına tercüman olmak… Gazete köşelerinde insanların duygularına tercüman olmak için yazdığın yazılar kendine fayda sağlamaz, kalemin kendine gelince beş para etmez mutsuzluktan ölürsün mesela vs vs vs… [alıntıdır! hllbyr]
Kısacası saçmalama ve ne yaptığını bilmezlik evreleri.
Soğuklar ve bulutlar kendini iyice hissettirmeye başlayıp günler kısalınca daha da illetleşiyor yalnızlık daha da acı bir hale geliyor hayat!
Mutluluktan gözlerinin içi gülen insanları ele alalım mesela, hayatında ilk defa aşık olanları; off ne kötü bir duygudur o, ilk defa aşık olmuştur o! Kendisi için acı çekenlerin acısını yeni yeni anlamaya başlamıştır… Herkese sürekli onu anlatıp durma isteği, anlatamadığı ve gururunun el vermediği dönemlerde ise içine atmaktan patladığın zamanlar…
Oysa ki ne gururu gurur mu kaldı öyle dağılmıştır ki eyyy o yüce sevgili
Sert kayaya çarpmıştır vesselam!
Zor bir karakterdir kendisi aşık olduğu kişi desen ondan zor.
Eee ne demiş Haluk Levent ‘En güzel aşk zor olandır’ bizimki de bu şarkıyı kendisine hayat felsefesi olarak seçmiş olacak ki izlediği yolda o yönde olmuş…
Fonda çalan müzik ritmin doruğundayken başka boyutlara geçmeye başlamış.
Müslüm Baba’dan Ahmet Kaya’ya kadar uzanabilen acılarla dolu damardan bir yol ha bi de Cansever vardı 🙂
Acı çekmek mecburi ya aşkın olmassa olmazıdır hani, hele ki ilk defa aşık olmuşşsan geberene kadar hakkını vermek gerek, illa sadistleşecek yani, illa mutlu günlerini düşünüp düşünüp kendine zulmedip yaşayacak acıyı son sürat ve ekliyor Aşık;’Taksim’de bir duvarda görmüştüm çok aşk var’ seyyah misali…
Sonra arkadaşlar devreye giriyor ve sana kitap öneriyorlar bol bol kitap oku kafan dağılır diyorlar pardon da bu zavallı arkadaş acıdan önünü göremiyorken kitabı nasıl okuyacak be hey zalımın GIZLARI :))
Bi bakıyor aşık, sokağın ortasında ağlıyor hüngür hüngür, bu haline güler misin ağlar mısın?
Trajikomikliğin dibine vurmuş, acısı geçtikten sonra o hali gelse gözünün önüne gülmekten yerlere yatar herhalde o kadar vahim bir halde bizim ki… Çalışan içinse durum biraz daha iyi hallice diyorlar.
Kafası dağılıyormuş mesela.
Halbuki hiç de öyle olmuyor, ‘acı çekmek isteyen her yerde çeker acısını!’ diyor ve susma hakkımı kullanıyorum
İş arkadaşının açtığı komik bir Caps 2 saniyelik gülme sebebin olurken, bir diğer arkadaşın arka fondan bir Ferdi Tayfur şarkısı patlatıyor…
Gece hayatım bitti
o defteri kapattım
beni kutlamalısın
sigarayı bıraktım…
ulannnnn işte o an yine filmi başa sarıyorsun, bu şarkı adamı sigaraya tekrar başlatır be ve sonrasında Cengiz Kurtoğlu’ndan Hain Geceler geliyor
eee hadi gel de toparla kendini
Çalışmayanınsa vay haline kendi kendini kandırma evresi…
Uzmanların önerilerini dinleyip mutlu olmak için buz dolabında çikolata aramalar, neymiş efenim zaten bitmesi en doğrusuymuş, sonra arkasından Sertap Erener’den umrumda değil iyi ki bitti ve arkasından giden sevgilinin sosyal medya hesaplarını kurcalama nöbetleri… ve son nokta
O ADAM BURAYA GELECEK!
Nereye geliyor be kendine gel kendine, Bu aralar Pucca’yı çok takip ediyosun belli 🙂
Giden gitti bitti sevmiyorum artık onu monifetosu başlıyor. Evin içinde, sokakta, her yerde deli gibi kendi kendine konuşmalar…
Çevrendekilerin ‘hadi canım asla dönmezsin demi? sözlerine kesin ve net bir tavırla cevap vermeler …
‘ben mi aslaaa, hiç işim olmaz!, Başlarım böyle aşkın ızdırabına 🙂 ‘ ve koca bir yalan, güçlü durma çabası! oysa ki bu performansı sahne de sergilese oscarlık oyuncu olur herhalde…
Blah blah blah 
Ve yine bir gün kendi kendine konuşma nöbetleri boy gösteriyorken, Türkan Şoray’ın Kadir İnanır’a söylediği bir numaralı replik geliyor akla!
T.Şoray: Seviyorsun
K. İnanır: Sevmiyorum
T.Şoray: Seviyorsun
K. İnanır: Sevmiyorum
T.Şoray: Hayır hayır çok seviyorsun, nefret sadece aşkı gizleyen bir maskedir!
diyor sinemanın sultanı ve orada kopuyor sahne, hadi otur da ağla
Onu izleyeceğine açsana oradan bir Şener Şen filmi, ‘evet yaptım ama bir sor bakayım niye yaptım :)’ 
Aslında aşkın kalan için en acı tarafı ve tek kabullenemeyişi de şu oluyor, sevgilinin kendisini toparlaması için şekilden şekile girip, hırçınlaşıp saatlerce dil döküp, yırtınırken karşılığında aldığın tek cümle ‘sen bilirsin gidebilirsin’ oluyor! Verdiğin emek 2 saniye içinde çöp! 
Bu nasıl bir umrum dışılıktır arkadaş! 
Sen orada yırtınırken sakin bir ses tonu, gayet relax takılan bir narsist sana good byyyy diyor
Susması ona asalet,  ilişkisine emek veren sana ise sıradanlık katıyor :)))) Hayır o değil de, haklıyken haksız duruma düşmekte cilvesi oluyor bu işin… 
Eee gel de şimdi yine Türkan Sultan’dan patlatma bir replik daha! 
AL YAZMALIM SELVİ BOYLUM…
Sevgi neydi?
Sevgi iyilikti, dostluktu, sevgi emekti..
Durursam bir daha kurtulamam..
Ziyanı yok, gülüşü yeter bize..
Yüreğim kaydıysa günah mı?..
Çamura saplansam yardıma gelir misin?..
Elini tuttum sıcacıktı, yüreği elindeymiş gibi..
Elinden tutuversem benimle gelir mi?
Seninim işte, alıp götürsene beni..
Elveda asya, elveda selvi boylum al yazmalım, elveda..
Bitmemiş türküm benim..
Hadi gel de şimdi kendini balkondan aşağı atma 😀
Ve sonra yavaş yavaş kabulleniş başlıyor, tam da Eylül Ekim’e doğru yol alırken.
Ağlama nöbetleri daha da durgunlaştırıyor insanı, daha sakin oluyorsun ve Ekim’de geçiyor sonra Kasım geliyor
(Sweet November) ‘Kasımda Aşk Başkadır’ filminden bir kesit ve o harika müzik eşliğinde küçük bir tebessümle yeni bir hayat diliyorsun kendine ve hayat felsefeni fısıldıyorsun usulca,
Live for power, pride and honour… ( güç, onur, ve gurur)
Sevgiler
Hilal BAYAR
22.09.2014