70’lerden birkaç anı gelir dile…

Son günlerde aklım fikrim hep eski anılar, eski hatıralar ve yeni yolculuklarda…

Siyah beyaz fotoğraflara bakıyorum.

Kadrajlardaki gülüşler, duygular, duruşlar ne kadar da güzeller; ben o kocaman yürekli güzel adamın kocaman hikayesini seviyorum, kelimelerin anlatmaya yetmediği güzel adamın hikayesini yaşıyorum.

70’lerin fotoğraf karesi hepsi ve o güzel insanın hikayesi!

11007516_10153127583546252_1739340683_n   11016559_10153127581516252_1868594815_n

İçten samimi gülüşler var o karelerde, bir de şimdikinden çok daha fazla samimi hayatlar.

Birçoğu gözlerinde geleceğin en güzel umutlarını taşıyorlar başlarında çınar gibi bir öğreticiyle beraber…

11016713_10153127581301252_1647505364_n    11022838_10153127580051252_1082736822_n

 

Hitabet gücü, sevgisi, saygısı; adam gibi adam benim babam!

O küçük fotoğraf karesindeki gibi herkesin arkasında duran bir baba, dost, arkadaş…

Ve düşün diyorum bundan daha büyük bir gurur olabilir mi hayatta, daha kaç teşekkür bir borçtur bu güzel insana?

Şimdiki zamana bakıyorum bir de elimdeki eskiler diye tabir ettiğim grinin tonlarına; 70’lerden kalma fotoğraf karelerine…

Bizde şuan içinde bulunduğumuz zamanın eskisi değil miyiz aslında?

Hepsi eski ama hepsi kendi içimizde hep yepyeni. Koskoca 19 yıl!

11007568_10153127582361252_204215942_n    11006041_10153127583816252_646123175_n

O fotoğraflarda mutlulukları, umutları, güzellikleri ve kırgınlıkları seyre dalarken içinde bulunduğumuz yılın ne kadar eski olduğunu biliyorum! o karelerdeki gülümser gibi vedaları, insanların yüzlerindeki keşkeleri, pişmanlıkları, yaşanmamışlıkları yaşıyorum, düşünüyorum, hissediyorum yine yine yeniden…

Hiç gerçekleşememiş hayaller,  keyifle gerçekleştirilmiş yaşanmışlıklar, ertelene ertelene zamanda akıp gitmiş sessiz hayatlar var. Hepsinde yaşanmayanlar ve yaşatılmayanlar var şimdiki zamandan tek farkla! Özlenen, aranan, yeri doldurulamayan insanla…

11005800_10153127583026252_94620838_n   11004240_10153127581831252_285445914_n

Hayat “geçerken şimdi her şey keyfi oluyor ve sadece yapabildiklerin senin hayatın oluyor gerisi teferruat!”

Kendimi ve o güzel insanı hep gülerken hatırlıyorum, ben gülüyorum ve düşünüyor insanlar!

Aklımdan geçen kelimeleri dile dökmeye yetmezken cümleler, son bir kaç satır geliyor dile üstadın da dediği gibi; “seni anlatmaya kitaplar yetmez be baba!”

11006204_10153127583986252_1791791176_n     11023280_10153129843436252_300983619_n

 

 

Memleket isterim; yaşamak sevmek gibi gönülden olsun

22 gün sonra herkese tekrardan merhabaaa;

Zaman su gibi akıyor, bizlerde bir kuş misali oradan oraya savrulup duruyoruz…

Patnos benim güzel memleketim, baba yadigarı, hayat kokan topraklarım… Belki de önemini yeni yeni anladığım  memleket özlemim. 20 gün boyunca o kadar güzel, karmaşık, huzurlu, hüzünlü, kırgın, ve gururlu günler yaşadım ki anlatsam anlatılmaz tarifi yok. Aklımda en çok çınlayan şey babam ve onun kızı olmanın verdiği mutluluk. Onun kızı olmanın verdiği onur. Bazı yaşamlar vardır kısacık ama içinde Dünya’nın en güzel değerlerini barındıran. Babamın hikayesi de öyle bir şey işte, aradan 19 yıl geçmesine rağmen hala ilk günkü gibi akıllarda kalan, iyilikler ve göz yaşlarıyla dolu dolu hatırlanan adam gibi bir adam babam!

Tarifi yok,kelimeler yetersiz…

o koridorlardaydım, kapılar açıldı… görevlinin söylediği sözler her şeye bedeldi…

“Buradan çok insan geldi geçti, fakat hiç kimse hocamın yerini alamadı, babanız kadar hiç kimse içten ve istekle milleti için hizmet vermedi; bu oda, bu koltuk sizindir, siz de babanızın yerindesiniz bizim için.”

Çocukken, buralarda gezmeyin artık diye bize fırça atan Seracettin ve  Sait amca! O gün gözleri dolu dolu bakışlarla karşılarındaydım…

Kesik kesik anılar, hatıralar, çocukluk kahkahaları… artık büyük bir kız çocuğunun sessizliği olarak o odalarda bekliyorlardı…

Patnos’a ayak bastığımın ikinci günü Halk Eğitim ve Milli Eğitim’in koridorlarında dolandım. Evet o gün babamın görev yerindeydim, 19 yıl sonra tekrar müdüriyetin koridorlarında gezdim, babamın memleketimize yaptığı hizmetlerden dolayı adına açılan ve herkese hizmet veren toplantı salonu görev süresi boyunca kullandığı odası ve huzur! Personelin karşılarında babam varmış gibi tuttukları hürmet, övgü, saygı, hoşgörü benim için en büyük gururdu. Bir kez daha iyi ki babamın kızıyım dedim.

IMG_0040         IMG_0048        

Ve sonra babamın değerli öğrencisi Arif Alpdoğan abimin yanında geçirdiğim iki saatlik ama su tadında bir zaman dilimi; ne kadar da güzel, içten ve severek anlattı babamı, ne de güzel döküldü kelimeler ve kifayetsiz kaldı o duvarların arasında… Kendisi şu sıralar Patnos’ta açtığı Serhat Kültür Merkezi’nde gençlere ve insanlarımıza hizmetlerin en güzelini layığıyla vermektedir…

Ve şöyle ekledi kendisi… “her insan aynı yere bakar ama aynı şeyi göremez! Hocamda kimsenin göremediği bir çok değeri gören insandı.”

Çok şey var eklenecek ama buradan ancak bu kadar aktarabiliyorum geçirdiğimiz kısa ama dolu dolu zamanı…

 

Sanatını en güzel şekilde sergileyen usta, babamın değerli öğrencisi Arif abimin yanında bir kare. Dolu dolu sohbet ve ardından şiir tadında bir bağlama dinletisi. Kelimelerin tam anlamıyla kifayetsiz kaldığı bir ortam ve son sözler…
“Sen babanı yazamazsın, hocamı anlatmaya kitaplar yetmez!”
Teşekkür güzel insan…

Gittiğim, gezdiğim her yerde babam vardı, her nefeste babamı yanımda hissettim. Küçükken bana upuzun gelen şimdi ise kısacık bir mesafe olan Patnos Halk Kütüphanesinin girişindeydim. Kitaplar, sessizlik o koku hala bıraktığım gibiydi, değişen tek şey zamandı.

         

  Çocukluğumun en güzel yanlarından birisiydi Patnos Merkez Kütüphanesi! O gün sessizce, çocukken ise kahkahalarla gezdiğim kütüphane koridorları; sakin bir huzur ortamı, kitap kokusu, girişte duran askılık, kocaman oyunlar oynadığımız yeşil bahçe, müdüriyet…

Her hafta babamın bizi götürüp zorla okuttuğu mavi ve kırmızı kaplı kitaplar! hala oradalar o küçük köşede duran kitaplıkta duruyorlar 1960-70’lerden kalan renksiz, saman kağıtlı kitaplar geçen zamanı, özlenmişlikleri sessizce anlatan kitaplar…

Recep Koca / Babamın resmi makam şoförü, şimdilerdeyse Merkez kütüphanesinde idari amir, bize olan saygısı ve sevgisi kızına benim adımı verme nedeni…

Babamın vefatında yanında olan tek insan… anlatırken kelimeler tıkandı, suskunluk her şeyi anlatmaya kafiydi…

Günlerimin hepsini dolu dolu geçirdim, köylere gittim, insanları ziyaret ettim, babamı daha iyi tanıma ve hayatın her anını daha içten yaşama fırsatı buldum. Tanıdık tanımadık herkese gülümsedim, o kadar saf ve temizdi ki bütün insanlar…

Uzun şeritli yollarda çocukları sevdim, sohbetler ettim, köydeki insanların ağızlarından duyduğum “babasının kızı, o da babası gibi insanları seviyor, çocuk büyük ayırmıyor” sözleri binlerce kez daha gururlanma sebebim oldu…

IMG_0029  IMG_0244

Babamın neden köy insanını sevdiğini, insanların saflığını, masumluğunu şimdi daha iyi anlayabiliyorum…

 

IMG_0335              IMG_0340

Dere tepe gez gez gez 🙂

IMG_0344                   

19 yıllık hatıraların toplandığı en güzel yuvam evim…

Yollarda karşımıza çıkan beyaz atlı prensleri de unutmamak lazım tabi 🙂

IMG_0412                IMG_0414 IMG_0415                  IMG_0417 IMG_0421                           IMG_0437

Yolculuğumun su gibi akıp gittiği günlerde bol bol gezdik ve hiç tanımadığım ama akrabamız olan insanları tanıdım, sıcaklıklarını hissettim…

IMG_0385                  IMG_0401                             

Bazen kelimeler anlamını yitirir; gülen gözlerdeki bakışlar, sıcacık bir el her şeyi anlatır!
Küçükken farkına bile varamadığım en kadim, en içten değerler!
Belki de ‘henüz bir adı olmayan kitabımı’ yazmaya karar vermeseydim bu güzel insanları tanıma fırsatını hayatım boyunca bulamayacaktım!

IMG_0508                                             IMG_0518

80 yaşındaki Felek teyze, Maksut amca ve Adil amcanın babamın fotoğrafına bakarken, gözlerinden dökülen yaşlar her şeyi anlatmaya bir kez daha yetti… sıcaktı, sadeydi güzeldi her şey.

       IMG_0504                                             IMG_0532                    

Yollar, köyler, eski tahta yol direkleri, tarlalar, insanlar ve zaman! Her şey ama her şey hızla ilerliyordu…

IMG_0716IMG_0777IMG_0761IMG_0713

 

 

11017828_10153107863356252_7244306285931045518_n

En tepedeki direklerin olduğu yere çıktığım,düştüğüm,oynadığım günlerin sayısını hatırlamadığım kayak evi! Şimdilerdeyse önünden geçerken bana tebessüm ettiren en güzel anı yine BABAM!

Birçok kayakçının tek kaymaya cesaret edemediği sivri noktalardan ve kayalıklardan babam gibi usta bir kayakçının boynunda hiç korkmadan aşağıya doğru sevinç çığlıklarıyla uçmak… Şaşkın ve hayran bakışların arasında kocaman kahkahalarımız da hayat bulan sevgi dolu bir baba ve çocuklarıydık biz…

Yollardaki beyaz şeritleri ve tahta elektrik direklerini sayarak geçirdiğim uzun şehirler arası yolculuklarda gözüme takılan sazlıkların ve ay çiçek tarlalarının arasında hep olmasını istediğim fotoğrafım sonunda elimde! ateş böceklerinin sesleri, bataklığa batma ihtimali ve altın sarısı doğa harikası sazlıklar… her şey harika✌

                IMG_0560

Yanımda oturan canların adları Hilal ve Bilal… dedeleri onlara bizim isimlerimizi vermiş; bu sevginin, ilginin, saflığın altından kalkmak mümkün değil…

 

Bu koca çınar benim dedem!
105 yaşında; 10 çocuk, 24 torun sahibi idolüm Hikmet Taşdemir✌
Kapıdan içeri hala küçük bir çocukmuşum gibi elinde bana aldığı çikolatalarla gülümseyerek giren dedem, zamanın hükmedemediği, çocukluğumun en güzel yanlarından birisi dedem…

10981210_10153088045366252_4180332278689885632_n

Süphan Dağı… çocukluğumun en komik anılarından birisi… babamın 1976 yılında arkadaşlarıyla birlikte 400 metrelik alanda biraz zorlanarak çıkıp 6 buçuk saatte tamamladıkları iki günlük dağcılık maceraları…

S-352

Son olarak; canım babama fazlasıyla hürmet eden, yardımcı olan, ilgilenen, arayan, soran, gerekli bütün bilgileri sunan, kişi ve kurumlara, dostlara, arkadaşlara, bütün değerli insanlara tek tek teşekkürlerimi sunarım…

Memlekette geçirdiğim 22 günlük süre zarfında  yanımda olan, benim için dünyalara bedel bütün değerler kitabımda dilimin döndüğünce yer alacaktır…

VE…

Cahit Sıtkı’nın dediği gibi…

Memleket isterim

Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;

Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.

Memleket isterim

Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun;

Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.

Memleket isterim

Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun;

Kış günü herkesin evi barkı olsun.

Memleket isterim

Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;

Olursa bir şikâyet ölümden olsun.

 

 

 

 

Hadi uçalım :)

  marilyn-monroe İstanbul silüetli defterim, rengarenk kalemlerim, kısacık sürecek yolculuğum boyunca okumam gereken biografi kitaplarım, yarım bıraktığım ön sözüm ve bavulum…  

Hazırım Sebastian artık gidebiliriz…

Bir taraftan heyecanla gitmeyi beklerken diğer taraftan da ayaklarımın geri geri gitmesinden mütevellit, sanki bir mağaza da herhangi iki kıyafet arasında kararsız kalmış gibi davranıp uçuş biletimi son dakika almak.

Böyle bir şeyin kararsızlığı olur mu demeyin oluyor işte. Zaten oldum olası yolculukları sevemedim ben; hele ki o eşyaları taşımak, hiçbir şey götürmeyeceğim deyip evden en az iki kocaman bavulla çıkmak, askılıktan farkı kalmayan Küçük Emrah görünümlü bir gariban oluveriyorum hemen.

Gezmeyi ne kadar çok seviyor olsam da yolculuklar hep sıkıcı gelmiştir bana. Eee bide üstüne kararsızlığım eklenince iyice içinden çıkılmaz bir hal alıyor her şey benim için.

Tabi bu defa biraz daha farklı!

Uzun zaman oldu kış ayında Ağrı’nın yolunu tutmayalı. En son 3 yıl önce gitmiştim memleketime, en son üç yıl önce solumuştum çocukluğumun o güzel yanını; ama bu defa farklı bir heyecan var içimde.  Babam için gidiyorum, çocukluğuma dönüyorum. Her an her kelimede babamın adıyla geçireceğim kısa ama yıllar boyu tadı damağımda kalacak bir tat ve huzur beni bekliyor olacak oralarda.

Kararsız, isteksiz,  dengesiz bir ruh hali içinde olsam da gidiyorum. Hem isteyerek hem sürünerek gidiyorum.

Kitabımın kendime ait olan bölümünü neredeyse bitirdim.  Yaklaşık 100 sayfayı buldu. O sayfaları okudukça kendime gülüyorum. evlat olsam sevilmez bir fırlamaydım. Henüz kitaba bir isim bulamadım, işin en komik yanı da bu oldu ve sanırım kitabın ismi de uçak biletim gibi son dakikaya kalacak, artık ne çıkarsa bahtıma:)

Beni en çok heyecanlandıran bölüm babamla ilgili olan kısım. Bu da Patnos’ta geçireceğim zaman ve mekanlar doğrultusundaki heyecanlarla belli olacak. Asıl heyecan o zaman bekliyor beni. Geçmişe asıl yolculuk o zaman…

Çocukluğunu dolu dolu yaşayan, büyümeyen bir çocuğun o zamanları tekrar hissetmesi ve yaşaması!

Yeni şeyler yeni oluşlar, bilirsiniz işte herkesi heyecanlandırır. Beni de her zaman heyecanlandırmıştır işte herkes gibi.

Yine heyecanlıyım, yine çocuğum… Büyümeyen, asi, deli bir kız çocuğu.

Bol fotoğraflı bir yolculuk, 105’lik canım dedem, çocukluğum, henüz adı olmayan kitabım, sobanın cızırtısı, bembeyaz köyler, çocuklar, yaşanmışlıklar, değerler, hüzün, babam ve huzur!

Artık uçabiliriz Sebastian.  

Ben gelene kadar herkes kendisine iyi baksın. Hepinizi seviyorum 🙂