Hello! how are you my darling today ;)

“Kadıköy’ün arka sokaklarındaki şirin bir kafenin yeşil duvarlarına sinen şen kahkahaların yerini kendine has bir kitapta toplayan ve o kitabı beni ben yapan değerlerle büyüten kocaman kitaplığıma yerleştirdiğim harika bir hayat var elimde.”

Ne kadar da uzun bir cümle değil mi? Uzun ama soluksuz, meraklı, dağınık, yaşamın arka sokaklarındaki gölgeler gibi… Birazdan başlayacak olan yağmurun habercisi gibi, kimi insanlar gibi, hayat gibi, kahvenin kokusu gibi. Sakin, sessiz ve daha az…

Ben gibi biraz yarım, biraz eksik, biraz fazla, biraz coşkulu, biraz heyecanlı… Bu metinde birçok cümle eksik ve savruk. Tıpkı yarım bıraktıklarım gibi.

En son ne zaman başladığım şeyleri sonuna kadar yaptım diye şöyle bir düşünüyorum. Gerçi düşünürken bile daralıyorum. Bu aralar kahvem de yarım, yazılarımda, işlerimde. Belki de aşklarımda… Ben hayatın yarım kalmış bütün hikayelerini, hikayelerimi, hikayelerimizi, hikayelerinizi seviyorum aslında.

Denizi özlüyorum mesela. Yağmur yağsın diyorum, şöyle en bereketlisinden. Sonra bir anda durulsun bütün hırçın dalgalar. Hayata geç kalayım istiyorum. Koşa koşa köşedeki kafeye sineyim. Üstüm başım ıslansın. Şemsiye bulma telaşım olmasın, saçlarım yağmura doysun. Camın buğusunu silerken saçlarımın uçlarından dökülen damlalar yer zemini ıslatsın.  Sonra yarım bıraktığım projeleri hatırlayayım. Hayatımdaki insanların telaşlarını, endişelerini. Merkezinin ben olduğum ama beni hiç  ilgilendirmeyen o telaşları. Ardından patlatayım Özdemir Asaf’ın en sevdiğim satırlarını…

Şarkı söylüyormuşum

Sokaklarda,

Görmüşler.

Yere yere bakıyormuşum

Yürürken,

Duymuşlar.

Sonrasını kendileri uydurmuşlar.

Yağmur demişken, bu aralar  ‘Mindy Gledhill – Hourglass ‘ takıldı ağzıma. 

Hello! how are you my darling today 😉

Pa pa pa pa  😉

Sanırım bugün bu şarkıyı 25. dinleyişim. İşin komik yanı bu şarkıyı dinlerken aklımdan geçen olay örgüsü konusunda da bir hayli istikrarsız davranıyorum.

‘ Hello dear:) İstikrar yakındır :)’

Haydi yağmur yağ artık. Yağmaya başla da bisiklete bineyim, telefonumu kapatayım, biraz daha boşvereyim dünyayı. Şarkılar söyleyeyim sokaklarda, yere yere bakayım pedal çevirirken, sonrasını hayatın akışına bırakayım. Bırakayım da uydursunlar. Dönsün dünya. Güleyim,  eğleneyim, kahkahalar atayım. Güzel kahkaha atan kadınları severim ben. Hayatı güzel yaşar o kadınlar. Çünkü hayat güzel yaşamaya değer.

Güzel yaşayın… Sevgiler  xx 😉

 

                                                       

 

My CİTY!

11209568_10153758711606252_6687650595905598189_nHayat, sokak aralarında saklambaç oynayan çocuklar gibi heyecanlarla dolu anılar çıkartıyor insanın karşısına! Ben çocukken mahalle aralarında gezen, çeyizlik satan, daha çok Yörük ve romanların şehir şehir gezerken kullandığı ve göçebe oldukları için yakın döneme kadar çingene damgası vurulan minibüsler vardı12295365_10153756580931252_892938424834678447_n Şimdilerde ise sokak aralarında hurdaya bırakılmış o beyaz, kırmızı, mavi renkli minibüsler kadraja yansıyan güzel kareler olarak kalmakla meşguller

Babalar ve Kızları!

020216.jpg-r_640_600-b_1_D6D6D6-f_jpg-q_x-xxyxxAslında havalar tam anlamıyla soğumadan alışveriş merkezlerine ve kapalı sinemalara gitme gibi bir huyum olmasa da, geçen hafta vizyona giren filmler listesine göz atarken gözüme ilk çarpan film “Babalar ve Kızları” oldu ve o filme gittim.  Okuduğum ilk eleştiri filmi öylesine yerden yere vuruyor, öylesine özensiz ve gereksiz gösteriyordu ki! Yapılan olumsuz eleştiriler, filmin aldığı düşük yıldız sayısı ve çok fazla sinemada gösterime girmemiş olması benim gitmeme engel değildi. Bu film aradaki bağı özel her baba kız ilişkisinde olduğu gibi benim içinde çok özel bir kıyıda yerini alıyordu.

                                                                      ***

Filmin İçeriğini okudukça “Babalar ve Kızları” vizyondan kalkmadan önce, o filme gitmem gerektiği konusunda artık emindim. Dram filmlerini pek fazla sevdiğim söylenemez fakat; bazen acıyı yaşamak istersin çünkü yaşadığın acının içinde bulduğun şeydir mutluluk.  

Russel Crow’un başrolde oynadığı film, Pulitzer Ödüllü bir yazar olan Jace Davis ile kızı Katie’nin arasındaki eşsiz baba kız hikayesini ele alıyor. Ünlü yazar Jace bir trafik kazası sonrası eşini kaybediyor ve kazanın hasarlarını atlatamadığı için sürekli kriz ve atak geçiriyor. Daha önce aldığı ödüle rağmen son eseri “Acı Laleler” kitabı tutulmaz. ve Jace’in hayattaki en önemli sorunu ise kızının eğitimiyle ilgilenmektir.  Ünlü yazar, Jace Davis kitabı tutulmayınca ve hastalığı ilerleyince hayattaki en değerli varlığı olan kızı için bir kitap yazmaya karar verir fakat Jace daha kitabı basılmadan, bir atak sonrası kafasını sert bir cisme çarparak ölür. Babasının ölümü Katie’nin üzerinde derin izler bırakarak, büyüdüğünde psikolojik sorunlar yaşamasına ve kimseye güvenmek istememesine neden olur.

                                                                                               ***

Filmin ismi, konusu, afişteki baba kız figürü ve en önemlisi hikayesi, kendimde çok şey bulma sebebim olmuştu ve fragmanı izlerken yüzümde oluşan hüzünlü bir tebessümle birlikte ertesi gün sinemanın yolunu tutmuştum bile…

indir

                                                 ***

Daha filmin ikinci dakikasında gözlerimden yaşlar boşalmaya başladı. Kendimden binlerce parça buldum “Babalar ve Kızları” filminde. Ben kendimi bulduğum her parçada paramparça olacağımı bile bile gittim bu güzel hikayeye. İçinde sürüklendiğim her sahne gözümde yaş, dudaklarımda tatlı bir tebessüm oluşturdu. Bir babayla kızı arasındaki bağ ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi. Film  geçmişle gelecek arasında sürekli bir gel git oluşturarak seyirciler üzerinde kafa karışıklığı yaratsa da benim için “Babalar ve Kızları” gayet güzel işlenmiş bir eserdi.  Üstelik bu hikayenin beni ilgilendiren kısmı sadece bu kadarıyla da kalmıyordu.

                                                                                                    ***

Jace dünyadaki en değerli varlığı, kızı için bir kitap yazıyor ve bu kitap diğer eseri gibi ödül kazanıyor.  Bu hikaye benim için müthiş bir şeydi; hem konusu hem yayınlanma zamanı bana ne kadar da doğru bir şey yaptığımı tekrar tekrar hatırlatıyordu.  Daktilonun, tuşlarının, kağıtların, kalemlerin ve defterlerin geçtiği her sahne, İzlediğim o her bir sahnede yaptığım şeyin haklı gururunu ve doğruluğunu yaşamak bana “iyi ki!”lerimi tekrar tekrar hatırlatıyordu. İlk satırlarda da yazdığım gibi bu filmin her parçası benim için ayrı bir değere sahipti çünkü ben de babam için bir kitap yazmıştım.

                                                                                                        ***

Bir insanın hayattaki en sevdiği varlık için kalıcı bir şeyler yapmasından daha kutsal bir şey olamaz hele ki, bir babanın ve kızının arasındaki o derin sevgiyi ancak yürekten hissedenler anlayabilir…

fathersanddaughters1

“Yazarlıkta asıl mesele hakikat satırını yakalamaktır”

Jace Davis

                                                              ***

Benim için özel olan “Babalar ve Kızları” gittiğime fazlasıyla değdi ve vizyondan kalkmadan önce kendinden birer parça bulacak bütün baba ve küçük kızlarını bekliyor.

                     Ve kitabın son cümlelerinde Jace’in söylediği gibi…

Seni son sayıdan bir fazla seviyorum Katie / baba