Hakkımda

 

11885134_10153554242311252_3336995398675749178_nZaman en güzel zaman!

Çocukluğunu dolu dolu yaşayan son jenerasyonun zamanı. 80’li yılların sonu 90’lı yılların başı! İşte ben de o son dönemin şanslı çocuklarındanım. Sıcacık bir gün. 1985 yılının 3 Haziran’ı.

Ramazan ayının ortası. O zamanlar ramazanlar yaz günlerine denk gelirmiş. Evde misafirler; ezan ve iftar beklenirken ben gelmişim dünyaya 🙂 Sanırım biraz fazla aceleci davranmışım. Hareketli mi hareketli, ikizler burcunun hakkını veren, kıpır kıpır, çocukluğu çeşitli muzurluklarla geçmiş, hayatının her karesini o zamanlarda hafızasına; şimdilerde ise fotoğraf makinesinin kadrajına fotoğraflayan; gözü, eli, dili durmayan, hiç susmayan! Sokakta gezmekten evinin yolunu unutan; annesi araba kullan artık diye söylenirken, kendisi; “yaşasın yağmurlar altında bisiklet sürmek!” diye bağıran bir bloggerım işte.

Babamın o dönemlerde bana zorla okuttuğu kitaplar, şuan ezberimde olmayan sayısız şiirler, hatırı sayılır çocuk konserleri ve yarışmalar… Her 23 Nisan, 10 Kasım, Cumhuriyet Bayramı ve aklıma gelmeyen bütün resmi protokoller ve nefret ettiğim bir ön planda olma şekli; ama hakkını yemeyeyim baya baya bir sosyal çocuk olmuşum hani 🙂 O zamanlar babama bana zorla okuttuğu kitaplar ve şiirler için çok kızıyor olsam da şimdi sonsuz teşekkürü bir borç biliyorum aslında. Çünkü; kendimi bu kadar rahat ifade edebiliyor ve hayatta bu kadar güçlü durabiliyorsam hepsi babacığımın sayesindedir!

Nerede çok fazla araştırma, soruşturma ve çok konuşma gerektiren bir meslek varsa hepsine heves ettim. Yaptım da! Gazeteciliği de, fotoğrafçılığı da hevesimi alana kadar yaşadım… Hele tarih. Ben bir tarih aşığıyım. Gerçi ben her şeye aşığım 🙂 Sanırım biraz fazlaca hümanist biriyim 🙂 Ha bide konservatuvar var… Neyse o konuya hiç girmeyeceğim 😉 Çocukken ‘ben radyocu olacağım’ diye doldurduğum kasetlerin sayısını hatırlamam imkansız. Tabi daha 15 yaşındayken gelen ve reddettiğim, henüz başlamadan biten radyoculuk kariyerimi saymıyorum; ama itiraf etmeliyim ki daha o yaşta aldığım teklif çok hoşuma gitmişti 🙂

Ya yazdığım günlükler, makaleler, kitaplar ve yazılar…

Defterler dolusu ahşap kokulu koskocaman bir kitaplığım, dünyam… Uğraşsam ansiklopedi kalınlığında kitaplar çıkardı herhalde o yazdıklarımdan. Tiyatro deseniz üniversite yıllarında canım kankam Tezcan’ımla birlikte aldığım baş rollere rağmen sürekli kaprisli ve nazlı, hatta hevesi geçince oyunu yarıda bırakan biri olmanın haksız utanç ve tatlı gururu…

Fotoğraf eğitimi aldığım 3 yıllık dönemde her ne kadar sınıfın en ilgisiz öğrencilerinden de olsam her zaman bir fotoğraf aşığı oldum ben. Makinemi elime aldığım an kompozisyonların en güzelini yaratma isteği başladı içimde. Kadrajımdaki en güzel kareler ise hep portreler oldu… Bir portre aşığıyım ben! İnsanları seviyorum; yaşlı insanları, çocukları, tarihi, tarih kokan şehirleri. Sanırım naturel ve doğal olan her şeyi seviyorum. İşimi seviyorum, hayatı seviyorum, dostlukları, küçük mutlulukları, tebessümleri ve en önemlisi insanları seviyorum.

Benim hayallerim hiç bitmez! En büyük hayallerimin ardı arkası  hiç kesilmez. Sayısız fotoğraf çekmek, sayfalar dolusu yazmak!  “BAZI ANLARIN TEKRARI YOKTUR” ve ben en güzel anılarımı çekip, içimden gelenleri sayfalar dolusu yazıp onları hayata aksettiren meşgul bir seyyahım 😉

Hayatın anlamını gülen bakışlarda bulan her bir dosta sevgiler…

Hilal Bayar 😉

12200806_10153711862506252_474691420_n

Be Sociable, Share!

2 comments

  1. Mehmet Yıldırım says:

    İçi dışı güzelliklerle dolu sen, Zeugma’nın kızı olmalısın…Ben Nizip’liyim; onun için hiç yabancı bulmadım seni…Daha önce hatırlayamamanın noksanını üstleniyorum…Eeee demişti ya rahmetli Menderes, ‘hâfızâ-i beşer nisyân ile ma’lûldür hâkim bey’…
    Gördüm, dinledim, okudum ve şimdi tanıyorum, eminim o sensin…Zeugma’nın Kızı…

Bir Cevap Yazın