Ve Çocuklar Diyorum Yeni Bir Yıla Merhaba Derken…

13413596_10154246524406252_9078611359972833797_n“İşte yepyeni bir yıl daha kapımızı çaldı.” Sanırım bu yedi kelimelik söz dizisi gelmesi gereken asıl zaman kavramını unutmuş olmalı. Sanki bizler büyüdükçe yıllar daha hızlı akıyor, tutamıyoruz zamanı. Geçirdiğimiz yılın farkına varmadan sonraki yıla merhaba demiş oluyoruz bile. Daha geçen yıla dair yazdığım makalem dünde kalmış gibi, bayat ama küf tutmamış, hala yakın zamanın tazeliği ve tatlılığı var üzerinde…

Neyse, yılların çarçabuk geçişinin matemini tutmanın anlamı yok, dışarı da yılın ilk karı yağıyor; ne kar, ne de yağmur tadında. Yağıyor işte. Islak bir kış gününün ve Aralık ayının vedasını sunuyor araba egzozlarından çıkan boğuk seslerle birlikte. Aslında Aralık ayı yılın sona ayı olsa da eski yıl için bir veda değil bence, Ocak ve Şubat’ın kardeşi o.

Aralık bitiyor, kar yağıyor…

“Ve sokakta yaşayan evsiz, yalın ayaklı göç çocuklarının, evsizliklerini unutturan birkaç dakikalık kar sevinciyle birlikte devam ediyor hayat…”

Yeni yıla nasıl girersen bütün bir yılı öyle geçirirsin derler ya hani; açıkçası ben geçen yıl, yeni yıla nasıl girdiğimi hiç hatırlamıyorum, hatırladığım kadarıyla huzurlu ve sakin bir gündü. 2015’in, yılın son günlerine baktığımda ise maalesef ki ülkemizde çok da fazla iç açıcı bir tablo olmadığını görüyorum. Yüreğimin bir tarafında ufak tefek mutluluk parçaları olsa da; diğer tarafında biraz daha büyük bir parçadan oluşan burukluk var ve aklımda herkesin aklında ki soru!

“Biz ne ara bu hale geldik?”

Aslında bu yazıyı yazmaya başlarken size İstanbul’un tarihi yapılarından bahsetmeyi düşünüyordum; fakat parmaklarım hareket etmeye başladıktan sonra kendimi bu paragrafların arasında buldum.

Ben 2016’ya; yılın son gününden, duvarları süzgece çeviren kurşun deliklerinden, korkulu çocuk gözlerden, ırkçı gözlerden, ranttan, kavgadan, bütün bir yıldan, yılın en acı karelerinden sıyrılarak, içimde bir yerlerde saklanmış olan, aklımdaki çocuk silüetlerin gölgelerini ve o acı savaşların darbesinde, gözlerinde bir nebze de olsa hala var olan o umut dolu bakışları da alarak ve ceplerimde saklayarak, yağan beyaz kar tanelerinin altında, üzerime çektiğim yeşil parkama da sarılarak; sokağın, hayatın ve insanların arasında kaybolarak giriyorum.

İstanbul’da alt tabaka da yaşamak demek, arka sokaklarda kalan terk edilmiş bir görünmez çığlık olsa bile, o sıska bedenler, ürkek bakışlar ve çıplak ayaklar yılın her yağan karıyla birlikte mutlulukta kaybolurlar aslında. Arka sokaklarda kaybolmuş ve hiçbirimizin görmek istemediği binlerce hayat… Atıyorum kendimi sokağa. Yılın ilk karından nasiplenmek istiyorum. Atlıyorum vapura, buğulu camların ardında kalan İstanbul ve hafifçe serpiştiren kar tanelerinin yansımasıyla birlikte, yüzüme yerleşen tebessümü de kendime rehber yaptıktan sonra sıcacık çayımı yudumluyorum ve vapurdan indikten sonra Karaköy’ün arka sokaklarında kayboluyorum. O sokaklarda popüler hayatların arasına karışma niyetinde değilim yine. Yine sakin ve kendi başıma yürümek istiyorum; savaşların, kavgaların, stratejilerin hep var olacağı bu dünyada, 31 Aralık ayının son Perşembe’sinde.

2015 devir teslim törenini 2016’ya bırakıyor usul usul. Tek dileğim  olmasa da en büyük dileğim, yukarıdan dökülen her beyaz tanenin yeryüzündeki çocukların yüzlerinde yepyeni bir umut oluşturması oluyor.

Yürüyorum Karaköy sokaklarında, kar yavaştan tutmaya başlıyor ıslak caddeleri. Galata kulesi sislerin arasına saklanmış yine. Çocuklar diyorum; aklıma kazınan o buğulu, tertemiz gözleri hatırlayarak. Biraz parçalı bulutlu ama hala umutlu ve huzurlu bir yıl diliyorum kendime ve herkese…

12463688_796011520527232_2021550731_n