Babalar ve Kızları!

020216.jpg-r_640_600-b_1_D6D6D6-f_jpg-q_x-xxyxxAslında havalar tam anlamıyla soğumadan alışveriş merkezlerine ve kapalı sinemalara gitme gibi bir huyum olmasa da, geçen hafta vizyona giren filmler listesine göz atarken gözüme ilk çarpan film “Babalar ve Kızları” oldu ve o filme gittim.  Okuduğum ilk eleştiri filmi öylesine yerden yere vuruyor, öylesine özensiz ve gereksiz gösteriyordu ki! Yapılan olumsuz eleştiriler, filmin aldığı düşük yıldız sayısı ve çok fazla sinemada gösterime girmemiş olması benim gitmeme engel değildi. Bu film aradaki bağı özel her baba kız ilişkisinde olduğu gibi benim içinde çok özel bir kıyıda yerini alıyordu.

                                                                      ***

Filmin İçeriğini okudukça “Babalar ve Kızları” vizyondan kalkmadan önce, o filme gitmem gerektiği konusunda artık emindim. Dram filmlerini pek fazla sevdiğim söylenemez fakat; bazen acıyı yaşamak istersin çünkü yaşadığın acının içinde bulduğun şeydir mutluluk.  

Russel Crow’un başrolde oynadığı film, Pulitzer Ödüllü bir yazar olan Jace Davis ile kızı Katie’nin arasındaki eşsiz baba kız hikayesini ele alıyor. Ünlü yazar Jace bir trafik kazası sonrası eşini kaybediyor ve kazanın hasarlarını atlatamadığı için sürekli kriz ve atak geçiriyor. Daha önce aldığı ödüle rağmen son eseri “Acı Laleler” kitabı tutulmaz. ve Jace’in hayattaki en önemli sorunu ise kızının eğitimiyle ilgilenmektir.  Ünlü yazar, Jace Davis kitabı tutulmayınca ve hastalığı ilerleyince hayattaki en değerli varlığı olan kızı için bir kitap yazmaya karar verir fakat Jace daha kitabı basılmadan, bir atak sonrası kafasını sert bir cisme çarparak ölür. Babasının ölümü Katie’nin üzerinde derin izler bırakarak, büyüdüğünde psikolojik sorunlar yaşamasına ve kimseye güvenmek istememesine neden olur.

                                                                                               ***

Filmin ismi, konusu, afişteki baba kız figürü ve en önemlisi hikayesi, kendimde çok şey bulma sebebim olmuştu ve fragmanı izlerken yüzümde oluşan hüzünlü bir tebessümle birlikte ertesi gün sinemanın yolunu tutmuştum bile…

indir

                                                 ***

Daha filmin ikinci dakikasında gözlerimden yaşlar boşalmaya başladı. Kendimden binlerce parça buldum “Babalar ve Kızları” filminde. Ben kendimi bulduğum her parçada paramparça olacağımı bile bile gittim bu güzel hikayeye. İçinde sürüklendiğim her sahne gözümde yaş, dudaklarımda tatlı bir tebessüm oluşturdu. Bir babayla kızı arasındaki bağ ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi. Film  geçmişle gelecek arasında sürekli bir gel git oluşturarak seyirciler üzerinde kafa karışıklığı yaratsa da benim için “Babalar ve Kızları” gayet güzel işlenmiş bir eserdi.  Üstelik bu hikayenin beni ilgilendiren kısmı sadece bu kadarıyla da kalmıyordu.

                                                                                                    ***

Jace dünyadaki en değerli varlığı, kızı için bir kitap yazıyor ve bu kitap diğer eseri gibi ödül kazanıyor.  Bu hikaye benim için müthiş bir şeydi; hem konusu hem yayınlanma zamanı bana ne kadar da doğru bir şey yaptığımı tekrar tekrar hatırlatıyordu.  Daktilonun, tuşlarının, kağıtların, kalemlerin ve defterlerin geçtiği her sahne, İzlediğim o her bir sahnede yaptığım şeyin haklı gururunu ve doğruluğunu yaşamak bana “iyi ki!”lerimi tekrar tekrar hatırlatıyordu. İlk satırlarda da yazdığım gibi bu filmin her parçası benim için ayrı bir değere sahipti çünkü ben de babam için bir kitap yazmıştım.

                                                                                                        ***

Bir insanın hayattaki en sevdiği varlık için kalıcı bir şeyler yapmasından daha kutsal bir şey olamaz hele ki, bir babanın ve kızının arasındaki o derin sevgiyi ancak yürekten hissedenler anlayabilir…

fathersanddaughters1

“Yazarlıkta asıl mesele hakikat satırını yakalamaktır”

Jace Davis

                                                              ***

Benim için özel olan “Babalar ve Kızları” gittiğime fazlasıyla değdi ve vizyondan kalkmadan önce kendinden birer parça bulacak bütün baba ve küçük kızlarını bekliyor.

                     Ve kitabın son cümlelerinde Jace’in söylediği gibi…

Seni son sayıdan bir fazla seviyorum Katie / baba

 

Gezgin seyyah…

Tarihçiler iyi bilir📚
Eminönü’ndeki Yeni Câmii Osmanlı dönemi Türk mimarisinde yapımı en uzun sürede tamamlanabilen cami olarak bilinir. Bunun nedeni caminin temelinin 1597 yılında başlanmasına rağmen 1660 yılında, yani inşaatın durdurulmasından 59 yıl sonra tamamlanmasıdır.
Yeni Cami, aynı zamanda İstanbul’da Osmanlı ailesi tarafından yaptırılan büyük camilerin de son örneğidir. Caminin altında kademeleşerek onu tutan yarım kubbeleri ve tali kemerleri vardır. Bu kemerler caminin yapımı sırasında işçilerin kalması için yapılan kulliyeleri birleştirmek amacıyla inşa edilmiştir. Caminin ihtişamı Galata kulesine ışık verirken aslında zamanında bu güzel eserin deniz kenarına inşa edilmiş olmasına rağmen mesafesi denizin sonradan doldurulması sonucu artmıştır. Kısacası bu kemerler caminin güzelliğini, içinden geçen insan siluetleriyle daha da mistikleştiriyor…

Geleceğe Dönüş… “Oct. 21 2015”

tumblr_ly9oav0OOf1qjj9w1o1_50021 October 2015 yani 21 Ekim geleceği yani bugünü anlatan,  bilim kurgunun en eğlenceli ve renkli örneklerinin başını çeken, benim için sinema tarihinde belki de en güzel köşesinde kendisine yer edinmiş bir film.

Dr. Emmett Brown ve Marty McFly!

Hatırlarsınız Dr. Emmett Brown saçları beyaz ve o tellerin her birine elektrik çarpmış görünümlü çatlak bir profesördü.

Profesör ve Marty McFly gelecek ve geçmiş arasında zikzak çizerek gidiyorlar ve geliyorlardı. İşte  o yıl, 21 October 2015 yani filmdeki zaman yolculuğu geldi çattı…

O çılgın Doktor Emmett Brown ve bizi hayretlerle ekranın karşısına kilitleyen Karaşimşeğe rakip olan ikonik araç DeLorean’ı kim unutabilir ki?

Şahsen ben hiç unutmadım.

O filmi izlerken belki de “Oct. 21 2015” yılı benim o çocuk hafızam içinde çok uzak bir tarihti ve ben o zamanlarda ekranın karşısında ağzım kulaklarımda Marty’nin geçmişe gitmesiyle annesinin kendisine aşık olmasına engel olamamasını deli gibi bir merakla izliyordum ve o zamanlar bugün bu yazıyı yazacağım fikri aklımın ucundan bile geçmiyordu.

bttf-genel5Geleceğe Dönüş filmi bende olduğu kadar eminim ki sizlerin çocukluğunda büyük izler bırakmıştır. Kahramanlarımız zaman makinesiyle 1984 yılından 31 yıl sonrasına, yani “Oct. 21 2015” yılına gitmişler gitmesine ama bizler 30 yıl önce 2015`ten neler bekliyorduk bunu pek de fazla düşünmediğimize göre şimdiye bakmamız gerektiği fikrindeyim! Açıkçası filmin çekildiği yıllarda ben henüz dünyaya gelmediğimden herhangibir yıl veya teknoloji beklentisi içinde de değildim. Hele ki bu harika film çocukluğumun 90’lı yıllara denk gelmesiyle daha da renk buluyordu bende. Ben o üçlü seriyi izlerken yerdeki halıya uzanır kol dirseklerimde ve dizlerimde çıkan halının izini umursamaz, yarı ağzı açık baka kaldığım sahnelerde uçan kaykayların ve arabaların hayallerine dalarken, bu gelecek zamanların hayalini düşlediğim çokta fazla söylenemezdi. Ama bugün yani o aracın önündeki saatte beliren “Oct. 21 2015” tarihli yazıyı yazmak bana filmi tekrar izlemem gerektiğini ve makalemin ve satırların doluluğunun ne kadar da güzel bir duygu olduğunu tekrar tekrar hatırlattı.

O dönemlere damgasını vuran Geleceğe Dönüş filminin günümüzü tahmin etme konusunda ne kadar başarılı olduğu ne kadar dikkat çekicidir bilemem ama geçenlerde izlediğim bir haber bülteninde Marty’nin uçan kay kay modelini 2015 yılında icat edildiğini ve üzerinde hala çalışmalar yapıldığını da duymadım değil, evet belki uçan arabayı henüz icat edemediler ama o döneme göre yapılan en güzel bilim kurgu filminin günümüzdeki hayali bile fazlasıyla yaratıcı olsa gerek…

Hatırladığım kadarıyla filmler 3 seri halinde yayınlanmıştı. (Evet şuan internetten yaptığım küçük bir araştırmayla sizlerle paylaştığım bu bilginin doğruluğunu teyit etmiş oldum. Film 3 seri halinde yayınlanmış.)

Geleceğe Dönüş • Geleceğe Dönüş II • Geleceğe Dönüş III

 Filmin gerçek çekiliş zamanı 1985 olup, karakterlerden en çok aklımda kalanlar ise profesörden sonra nedense Marty McFly’nin annesi karakterini canlandıran Lorraine McFly’dir. Bunun nedenini de üst satırlarda belirtmiştim zaten. Annesi Marty’e aşık olur ve Marty annesini tekrar babasına aşık edebilmek için adeta zamanla yarışır.

Bu saydığım karakterleri Emmett Brown,  Biff Tannen ve Jennifer Parker takip eder. Emmett Brown yani çatlak profesör karakterindeki Christopher Lloyd ise filmin hem ana karakteri olup hem de bilim adamı ve fizikçidir. Doktorun karakterinin görünümü ve tavırlarının Albert Einstein’dan ilham alındığı söylenir aynı zaman da doktorun filmin serisine göre ilk zaman makinesi olan DeLorean’in mucidi olduğu da bilinir. 1981-1982 yılında sadece Amerika’da satılan bir spor otomobil modeli olan DeLorean, 1985 yılında film tarihine adını yazdıran Geleceğe Dönüş serisinin ilk filmiyle birlikte Kara Şimşek, Optimus, Batmobile ve Prime gibi araçlar arasına girerek kült film olma özelliğini korumaya devam etmiştir.

Zaman yolculuğu MÖ 1044±35, 36, 127, 1367, 1532, 1692, 1752, 1845, 1850, 1864, 1883, 1885-1888, 1904, 1931, 1955, 1985, 1985A-C, 1986, 1986D-E, 1991F, 1991G-1991U, 2015, 2091 yıllarında arasında gerçekleştiren Emmett Brown Marty McFly’ı birçok yıla yollamış olsa da bizler 76 yıl sonrasını belki de hiç göremeyecek olduğumuzdan 1985 yılından sonraki zamana 31 yıl sonrasına yani günümüze bakalım.

p18vp5drgin1npf9lfvqo99b23

Gel gelelim serinin 1989 yapımı ikinci filminde filmin başkahramanları Marty ve Dr. Brown zaman makinesiyle 2015 yılına tam da bu güne gelmesine.

İyi ki de Marty ve Dr. Brown kendilerinin geliştirdiği zaman makinesine başvurmak zorunda kalıyorlar ve günümüzün 21 Ekim 2015’ine doğru yolculuğa çıkıyorlar. Filmin detay sahnesinde geçen zaman makinesinin göstergesindeki “Oct. 21 2015” tarihi dikkatli, ilgili ve meraklı izleyicilerin gözünden kaçmıyor ve bu sayede benim gibi bir çok meraklı sizleri bu satırlarla buluşturuyor.

Kim bilir belki de çılgın profesör Dr. Brown’ın ve Marty’ni yarın bizlerle buluşacaktır ne dersiniz?