Pi Π

audrey_1693149c Tembel ve yaramaz bir çocuk olmanın kalıntılarını miladi takvime göre azda olsa günümüze taşımış bir velet olarak, sürekli özendiğim ama asla o insan olmayı başaramadığım insan modellerinden bahsetmek istiyorum.

Hani şu çarpım tablosunu bildiği için sanki dünyanın en zeki insanıymış gibi ilan edilen tipler vardır ya; birde okuduğu bütün kitapları, gezdiği bütün şehirleri, mekanları aklında tutanlar.

Peki ya bunu yapamayanlar, o lanet birkaç sayı bozuntusunun bir birine çarpımının sonucunu bilmeyince öğretmeninden dayak yiyenler!

Ya da okuduğu en hit kitapların günümüz dizilerine kadar işlenmesine rağmen o kitapların tek bir satırını aklında tutamayan, isimlerini hatırlayamayanlar. Birçok defa gittiği gezdiği yerlerin isimleri sorulduğunda gözüne far yemiş tavşan gibi kalakalanlar ve böylelikle cehalet sınıfında yerini alanlar!

İşte bende o azınlık olarak görünen, ama aslında çoğunluk olan halk kitlesinde yerimi alıyordum. Anında silinen balık hafızam yüzünden bütün keşif bilgilerimi unutuyorum.

Çocukken matematik dersinden anlamamakla birlikte, ortalamamı yükseltmek için aldığım dönem ödevi dersinin matematik ve ödev konumun ise Pİ sayısı olması kadar manidardı bu hayat!

Ben bu yaşıma gelmiştim ve bildiğim tek çarpım “6 kere 6?” denince cevabın 36 olmasıydı! O da çarpım tablosunu 6’lara kadar bildiğimden falan değil hani; melodik bir çocuk oyununda geçen rakamlar serisi olmasındandı.

“Hadi çocuklarrrr 6 kere 6 36, hakem dedi penaltı, dedenin bıyığı yolda kaldı!”

Bana çarpım tablosundan gelen her soru “6 kere 6?” olmalıydı ama hayat tokadını hep yüksekten vurdu!  Geldi “8 kere 7?”ler gitti “9 kere 5?”ler!

Belki de bu aralar yapılan seçim vaatleri arasında matematik dersinin tedavülden kaldırılması da getirilebilir diye düşünüyorum da; ama neyse saçmaydı bu fikir kabul! Hem zaten artık benim matematikle pek de bir alakam yok, her ne kadar işletme okumuş olsam da, en az bu yaşadığımız hayat ve şekliyle, tipini bir türlü sevemediğim Pİ sayısı kadar gereksiz kalacaksın hayatımda caanımm matematik!

Kendimi; ülkemin güzel dağlarını, ovalarını bir sokak süpürgesi edasıyla süpürdüğüm ve tek kayıt yaptığım için, flaş belleğimi kaybettiğimde hüzünlendiğim zamanlarda buldum. Bu da yetmedi hayatında hiçbir yer görmemiş bir insan evladı gibi, adını asla hatırlayamadığım sokak, mekan, kitap ve ironileri düşünürken buldum!

Yön duygum da en az çarpım tablosuna olan ilgim kadar azdı benim. Hayatın yönünü kaybetmiş insanlar vardı hayatımda ve ben kendi yönümü bulmaya çalıştıkça amaçsız bir denkleme dönüşüyordu hayat yeniden hayatımda!

Küçük bir not: Çemberin çevresinin çapına oranına Pİ sayısı denir😉

Saygılar 😉

Hilal BAYAR

 

Pazar :)

Pazar günlerini oldum olası sevmem; Pazar demek çocukluğumun zoraki banyo günleri, ertesi gün okulun çalan zili, büyüdükçe de alarmın sesi ve trafiğin yorucu akışı demekti ama gelecek Pazar güzel bir Pazar
Ilık bir hava, hafif rüzgar ve harflerin dansı var!
Kendime start verdim, bu hikayenin devamı gelecek!

11203173_10153319021986252_5226746620349176964_n

Gül annem…

Çocukken her anneler günü, pazar tatilinin de vermiş olduğu keyifle birleşirdi benim için. Babam ise özenle kutladığım o günde yol arkadaşımdı benim. Pazar demek çocukluğumun zoraki banyo günleri, ertesi gün okulun çalan zili, büyüyen ayak seslerimle birlikte gelen alarmın sesi ve trafiğin yorucu akışı gibi anlamlar taşısa da, anneler gününe denk gelen hiçbir Pazar zoraki bir anlam taşımadı benim için.

Yağmura karışan toprağın kokusu, altın sarısı çocuk saçlarımda nemlenen rüzgarlar, harflerin dansıyla gelen güzel bir Pazar günüydü ceplerimde biriktirdiklerim.

Sadece bu kadar değildi hayat. Ben o Mayıs aylarının her ikinci Pazarında, aldığım harçlıkları ceplerime koyar; hem gezme hem de anneme hediye alma bahanesiyle kendimi sokaklara atardım. Tatlı tatlı serpişen yağmur damlalarının arasında dışarı çıkar, inatla kaldırırdım başımı göklere. Asi bir çocuktum. Yağmurlar ıslatsın isterdim bütün benliğimi. Sonra oturduğumuz lojmanların girişindeki patika yolun başında duran ve etrafındaki kavak ağaçlarının arasından bana göz kırpan küçük bakkal dükkanının yolunu tutardım. Babam arkamdan gelirdi. Ona doğru gülerek her döndüğümde, babamın o yosun yeşili gözlerindeki iyiliği görürdüm.

Karanlık ve rutubet kokuluydu o küçük bakkal dükkanı belki ama, benim çocuk gözümde anneme hediye alacak olmanın mutluluğuyla ışıl ışıl parlardı. Her anneler gününde aynı hediyeleri alırdım anneme. Sonra o hediyelerin arasına, annem için çizdiğim resimleri yerleştirirdim. ‘Seni çok seviyorum anne’ derdim. ‘Bütün yaramazlıklarıma rağmen beni hep sevdiğin için teşekkür ederim…’

Rengarenk oya iplikleri, süslü boncuklar ve o zamanlar annemin tiryakisi olduğu turuncu paketli Maltepe marka sigara. Çocuk aklımla aldığım her renkli hediye annemi de mutlu edecekti aklım sıra. Anneler gününü bana sevdiren her Pazar günü özeldi benim için. Mutluyduk ve babamın kahkahalarımda bulduğu huzurla evimizin yolunu tutardık. Yağmurlar eşlik ederdi o güzel Mayıs aylarına ve çocuk yüreğim anneme yaklaştığım her adımda daha da heyecan verirdi bana.

Sekiz numaralı dairemizin dış kapısının önüne geldiğimizde babamın arkasına saklanırdım. Annemin, çalan tokmağın sesiyle birlikte kapıyı açmasının ardından içeriye doğru attığım her adımda dünyanın en değerli hediyesini annesine veren bir çocuk mutluluğuyla salonun girişindeki koridorda biterdim.

Her anneler günü benim için yeni bir bayram havası; annem için aldığım her hediye, kendisine karşı yaptığım yaramazlıklar için yeni bir özürdü.

Ve ben…

Her oyunda düşen, yaralanan, kanayan dizleri olan, bütün yaralarımın iyileşmesini annemin ellerinin sıcacık şefkatinde bulan bir çocuktum. Zaman geçti. Bütün diz yaralarım annemin gülüşlerinde iyileşti. Babasına aşık bir kızdım, yüreğimin en derinlerinde ise annemin gülüşleri saklıydı. Bana Pazarları sevdiren her ikinci Mayıslar güzeldi.

İYİ Kİ VARSIN İYİ Kİ BENİM ANNEMSİN ANNELER GÜNÜN KUTLU OLSUN

ANNEM…

20150304_230419

 

 

ert

 

 

109