Hadi uçalım :)

  marilyn-monroe İstanbul silüetli defterim, rengarenk kalemlerim, kısacık sürecek yolculuğum boyunca okumam gereken biografi kitaplarım, yarım bıraktığım ön sözüm ve bavulum…  

Hazırım Sebastian artık gidebiliriz…

Bir taraftan heyecanla gitmeyi beklerken diğer taraftan da ayaklarımın geri geri gitmesinden mütevellit, sanki bir mağaza da herhangi iki kıyafet arasında kararsız kalmış gibi davranıp uçuş biletimi son dakika almak.

Böyle bir şeyin kararsızlığı olur mu demeyin oluyor işte. Zaten oldum olası yolculukları sevemedim ben; hele ki o eşyaları taşımak, hiçbir şey götürmeyeceğim deyip evden en az iki kocaman bavulla çıkmak, askılıktan farkı kalmayan Küçük Emrah görünümlü bir gariban oluveriyorum hemen.

Gezmeyi ne kadar çok seviyor olsam da yolculuklar hep sıkıcı gelmiştir bana. Eee bide üstüne kararsızlığım eklenince iyice içinden çıkılmaz bir hal alıyor her şey benim için.

Tabi bu defa biraz daha farklı!

Uzun zaman oldu kış ayında Ağrı’nın yolunu tutmayalı. En son 3 yıl önce gitmiştim memleketime, en son üç yıl önce solumuştum çocukluğumun o güzel yanını; ama bu defa farklı bir heyecan var içimde.  Babam için gidiyorum, çocukluğuma dönüyorum. Her an her kelimede babamın adıyla geçireceğim kısa ama yıllar boyu tadı damağımda kalacak bir tat ve huzur beni bekliyor olacak oralarda.

Kararsız, isteksiz,  dengesiz bir ruh hali içinde olsam da gidiyorum. Hem isteyerek hem sürünerek gidiyorum.

Kitabımın kendime ait olan bölümünü neredeyse bitirdim.  Yaklaşık 100 sayfayı buldu. O sayfaları okudukça kendime gülüyorum. evlat olsam sevilmez bir fırlamaydım. Henüz kitaba bir isim bulamadım, işin en komik yanı da bu oldu ve sanırım kitabın ismi de uçak biletim gibi son dakikaya kalacak, artık ne çıkarsa bahtıma:)

Beni en çok heyecanlandıran bölüm babamla ilgili olan kısım. Bu da Patnos’ta geçireceğim zaman ve mekanlar doğrultusundaki heyecanlarla belli olacak. Asıl heyecan o zaman bekliyor beni. Geçmişe asıl yolculuk o zaman…

Çocukluğunu dolu dolu yaşayan, büyümeyen bir çocuğun o zamanları tekrar hissetmesi ve yaşaması!

Yeni şeyler yeni oluşlar, bilirsiniz işte herkesi heyecanlandırır. Beni de her zaman heyecanlandırmıştır işte herkes gibi.

Yine heyecanlıyım, yine çocuğum… Büyümeyen, asi, deli bir kız çocuğu.

Bol fotoğraflı bir yolculuk, 105’lik canım dedem, çocukluğum, henüz adı olmayan kitabım, sobanın cızırtısı, bembeyaz köyler, çocuklar, yaşanmışlıklar, değerler, hüzün, babam ve huzur!

Artık uçabiliriz Sebastian.  

Ben gelene kadar herkes kendisine iyi baksın. Hepinizi seviyorum 🙂

 

BİR NARGİLE USTASININ KADRAJINDAN KARELER…

Güler yüzü ve içten sohbetiyle Urfa’nın samimi havasını İstanbul CNR Fuar Merkezi’nde estiren bir usta Abdullah Zaza!

Aslında o bir nargile ustası…

Urfa’nın mistik havasını içine soluyan, kendi mekanında yıllarını nargile kültürüne vermiş bir insan…

Gel gelelim işin fotoğrafçılık boyutuna.  Hiçbir eğitim almadan sadece hobi olarak başladığı ve amatör olarak çektiği fotoğraflar bence birçok fotoğrafçıya taş çıkartacak cinsten.  Özellikle memleketi Urfa’ya fotoğraflarının ince detaylarında yer veren Zaza deklanşöre her bastığında o kadrajın hakkını çeşitli güzelliklerle ziyadesiyle icra etmiş.

IMG_9725                                   IMG_9761

Ustanın merakla beklenen 1. Kişisel Sergisi sonunda İstanbullu sanatseverlerle buluşmuştu işte. Bu şahane eserleri görmemek belki de fotoğraf sanatına haksızlık olurdu diye düşünüyorum.  Eyyübiye Belediyesi tarafından düzenlenen ve İstanbul’da yapılan serginin açılışını Eyyübiye Belediye Başkanı Mehmet Ekinci yaptı, sergi 3 gün sürdü. Tabi ben ilk gününe yetişemediğim için orada ancak son gün bulunabildim. Sergiye her kesimden yoğun ilgi vardı.

 

Fotoğrafa ve sanatçıya benim kadar değer veren bir arkadaşımla birlikte fuar merkezinin yolunu tuttuk. Kendisini sadece sosyal medyadan takip ediyordum ve fuara gittiğimde nasıl bir ortamın beni beklediğini bilmiyordum. Gayet sıcak bir “Merhaba”yla bizi karşıladı, ig’nin tanınmış birçok fotoğraf sanatçısı da sergiye ziyarette bulunmuştu ve bu sayede onlarla da güzel bir sohbet ortamı kurmuş olduk.

IMG_9724                 IMG_9726

Gerek Urfa kültürü gerekse Türkiye’nin çeşitli mekanlarını konu alan sergide, her fotoğraf bir diğerini unutturacak güzellikte izler bıraktı bende. Detaylar, renkler, aktarılmak istenen düşünce ve ortaya çıkan tema kısacası harika bir kompozisyon çalışması.

Sergi bir sanat aktivitesi olmakla beraber aynı zamanda da Soma’da hayatını kaybeden yurttaşlarımıza yardım amacıyla yapılmış bir sosyal sorumluluk projesiydi.  Ben yüreği sevgi dolu bu sanat insanın sergisine gitmekten büyük haz aldım, kaçıranlar ise bana göre çok şey kaybettiler…                              

Güler yüz, sıcak bir kahve, sanat, sosyal sorumluluk ve yeni bir dost!

Nice güzel sergilerde daha buluşmak dileğiyle başarılar Sayın Abdullah Zaza.

Sevgiler

Hilal BAYAR

 

 

 

Be HUMAN!

Sonunda beklenen kar yağdı, herkesin keyfi yerinde.

Bende herkes gibi mutluydum, çıktım fotoğraflar çektim, eğlendim karın tadını çıkardım. Ve paylaştığım eğlenceli kar fotoğraflarıyla günü sonlandırdıktan sonra evime gittim. Biraz kitap okuyup, gündemle ilgili rutin olaylara göz gezdirdikten sonra odama geçtim. Temiz hava girsin diye camı açtığımda havanın ne kadar keskin ve soğuk olduğunu fark ettim. Vicdanen gerçek anlamda bir rahatsızlık duydum. Hava soğuktu, ellerim camın altındaki peteğin üstündeydi, sıcacıktı evim, camı kapattığım an soğuğu geride bırakıp sıcağın bana verdiği huzura kaldığım yerden devam edebilecektim.  O an hissettiğim duyguyu tarif etmem zor…

Aklıma, geçenlerde yoksulluğun en derin yüzü olan çocuklarla ilgili yaptığım kompozisyon çalışmalarını görüp çok etkilendiğini söyleyen bir arkadaşım geldi.

Bilgisayarı açtım, sosyal medya hesabımda ülkemize göç etmek zorunda kalan ve kendi ülkesinde yoksulluğu en ağır şartlarda yaşayan vatandaşlarımızın acısına biraz olsun duyarlılık göstermek adına çekmiş olduğum geçen yıla ait “İstanbul’un Arka Yüzü” temalı fotoğraflarıma baktım!

Biz karın yağmasını eğlenelim diye kendimize fırsat bilirken o insanların çaresizlik içinde terkedilmiş evlerde, camlarında sadece naylonların perde olduğu yaşam yerlerini hatırladım…  Sadece göç edenlerin değil kendi vatandaşlarımızın da çaresizliğiydi bu.

Göç edenler ve çocuklar…

Islak ve yalın ayaklı çocuklar…

Memleketimin çocukları…

O çocuklar bu dramı daha iyi anlamamız için birer aynaydılar…

Peki kadrajımda kalan ve arkamda bıraktığım o insanlar şimdi ne yapıyorlardı, hangi şartlarda yaşıyorlardı?

Düşündüm…

Cevap yoktu!

Ben geçen yıl onların acısına sadece bir saatliğine ortak olmuştum ve onlar geride kalmışlardı, hepsi bu!

Aynı akşam izlediğim haber kanalı hatırladım. Çok fazla popüler olan bir TV kanalında haber spikerinin bir önceki haberi sunduktan sonra haberde geçen şahsa yanlış suçlama yapıldığı için “keşke insanları yargılamadan önce dinlesek, anlasak” yorumu vardı hemen sonraki haberde ise Suriyeli vatandaşların dilenmekte olduğu haberine “maalesef her yerdeler “ yorumu ne kadar da çelişiyordu kendi insanlığıyla!

Madem insanları anlamak gerekiyorsa neden biraz olsun sevecen olamıyoruz, neden hayata karşı bu kadar tahammülsüzüz? Neden o çocukları, insanları sadece kendi menfaatlerimiz ve çıkarlarımız uğruna düşüncesizce harcamak yerine onlara biraz olsun sevgi göstermiyoruz?

Bir insanı, insanlığı sevmek bu kadar mı zor?

Hele ki ülkelerinden göç eden o insanlar varlıklı aileler, imkanı olan aileler. Ya gelemeyenler, ya ölen suçsuz günahsız bir sürü masum insan!

HER YERDELER!!!

Evet her yerdeler; çünkü çaresizler. Hiçbir insan istemez ki vatanından kaçıp bilmediği bir hayata merhaba demeyi!

Hiç onların yerine koydunuz mu kendinizi?

Ya aynı durumda biz olsaydık ve bizi ülkesine kabul etmeyen bir ülkenin kuklası olsaydık?

Kendi adıma rahatsız oldum…

İnanıyorum ki etrafımda duyarlı arkadaşlarım vardır! Lütfen bu soğuk kış günlerinde evsizlere bir yardım eli de sizden olsun…

1920605_10152259206271252_189530502_n

SEVGİLER

Hilal BAYAR

asi birkaç cümlem var müsaadenizle… ;)

İçimi sergileyecek bir vitrinim olmadı hiç!

Bir seyyar satıcı kılığında sevdim kendimi…
Bu şehrin tüm caddeleri bilir hoyratlığımı, hırçınlığımı!
Eyyy Istanbul!
Koca Şehir, sen benim mahalle aralarında yürüdüğüm asiliğimdin. Keskin, asi bir kız çocuğuydum ben; sen ise dünyanın en yosma şehri! Ve biz beraber büyüyorduk ben sana aşık ve sen serseri…

tumblr_min9taq6l21r1thfzo2_1280

            Biraz siyah biraz kırmızıdır hayatın tadı!

            Sen seversin kırmızı sende hayat bulur ve sen gidersin siyah sende yok olur
                Şehir ıslak, şehir sessiz!
                     Sussun bugün gece, bütün renkler sussun…
                   Bakidir nankörlük… Siyah matemde, kırmızı ateşte

    tumblr_min9taq6l21r1thfzo2_1280

“Gitmek sadece bir eylemdir,Unutmak ise kocaman bir devrim!” demiş şair…

Peki ya susmak neydi?

Hangi eylemin duruşuydu, hangi koca çığlığın ve söyleyemediklerimin içinde barındırdığı bir gidişti…

Gitmek bir eylem, unutmak da bir devrim ise, ben bütün gidişleri ceplerime yerleştirip sadece susuyorum…

   tumblr_min9taq6l21r1thfzo2_1280

Sen sol anahtarında  hayat bulan bir notaydın…

Bense o notları saçlarında dans ettiren bir asi…

Gökyüzüydü  sessizliğin, Medcezirse hırçınlığım!

Sahi!

Kaç keskin söz ve gölge daha ağır geldi haksızlığına!

Gökyüzünü görmek için kaç kez baktın semaya?

Yoksa gözlerini kaldırmadan ve yormadan yansıma maviliklerle mi yetindin yine çayında…

tumblr_min9taq6l21r1thfzo2_1280

Hatır mı aşkta gizliydi, aşk mı hatırda saklı?

Huzur muydu aşkın miladı, aşk mıydı huzursuzluğun taa kendisi!

Kaç yitirilmiş, eksik, yitik, paçavra hayat vardı unuttuğumuz köşelerde…
Ya da hayatın kaç tane daha siyah yanını sakladık ceplerimizde?
Kenetlenecek bir kilit miydi tek dileğimiz?
Yoksa bir liman olabilme arayışında mıydı yüreğimiz…
Kelimeler dağınık, cümleler kırık dökük…
Bütün sebepler sonuçsuz, ve her yazı öznesiz…
Bir şehir düşün ki tüm yitikliğiyle raks ediyor cümlelerde…
İstanbul ruhumun yüklemsiz şehri…
Sahi!
Beyler, bayanlar dökseniz artık diyorum hani şu ceplerinizdekileri?

tumblr_min9taq6l21r1thfzo2_1280

Tüketmişliğin hatırı diye bir şey yoktur, hatırı kalan bir şeyler varsa onlar bitmeyen şeylerdir.

Küçükte olsa boş vermişlik varsa eğer, giden artık konuk oyuncudur hayatlarımızda.

Keşke bitmeseydi söylemi yerine başka kelimeler birikse ya o keskin dudaklarımızda…

En güzel gökyüzüne aşık olsak ya hep.

Ben turkuaz olsam, sen lacivert!

Deniz tutulsa…

Bir kahve içsek kahvenin rengi senin kokunda hayat bulsa…

Sen bana renk versen ben sende hayat bulsam.

Bir kız çocuğu gülse

Huzur gelse…

      Peki Siz “Harika Bir Yıldı 2015’in” Hangi Parçasısınız?

                  Yeni bir yıla daha girdik işte…

31851_1430554238301_1066208914_1268167_1416_n

Öncelikle sosyal medyada (Facebook) herkesin salgın gibi yayıla yayıla paylaştığı “Harika bir yıldı! Bunun parçası olduğunuz için teşekkürler.” ifadesini kendi ağzımdan yorumlayacak olursam…

“Berbat bir yıldı! Hayatımın en gereksiz en boş yılı; gereksiz insanlar, gereksiz zamanlar… O yüzden kendime mükemmel bir yıl diliyorum fazlasıyla hak ettim “ olarak dile getirmem 2014’ü ne kadar da gereksiz ve kendime zulmederek geçirdiğimin açık bir kanıtıdır.  Bu iletime ziyadesiyle gülen ve belki de paylaşımımda herkes gibi klasik bir açıdan ele almayıp, ideallerimden ve hedeflerimden ne kadar da vazgeçtiğimi tiye aldığımı gören arkadaşlarımın yaptığı makaralar da benim için ayrı bir eğlence kattı olayın boyutuna…

Bir insan yaşadığı saçmalıklarla ancak bu kadar güzel dalga geçip kendisine eğlence çıkartabilir. Herkesin aptallaştığı dönemler olur işte bilirsiniz, hoş insanların kayıplarını yıllara vurunca belki de bizimki hava su kalıyor ya orası ayrı muhabbet!

Benim için yepyeni bir yıl başlıyor diyemiyorum maalesef. Neden diye soracak olursanız; çok sosyal bir yaşamım, ceplerimdeki güzel dostluklarım, ilginç hobilerim ve alışkanlıklarıma rağmen monoton bir yılın beni beklediği kanaatindeyim. Bunun kendimi mutsuz hissetmemle alakası falan yok. Ben istesem de negatif biri olamıyorum, pozitiflik nasıl içime işlediyse artık negatif süreçler sadece rutinden ve saplantıdan ibaret. Bu aralar hayatıma çok iyi gelen insanlar var; çok güzel projeler, etkinlikler vs…

2014 yılını; güzellikler, yeni başlangıçlar, büyük fedakarlıklar, manevi iyilikler ve bir çok konuda empati yaparak geçirdim. Ama yılın sonuna doğru neler yaptığımı sorgulayacak olursam…

Aralık ayı belki de bütün bir yıl boyunca yaptığım güzellikler merdivenini tekrardan ve pekte iyimser olmayan düşüncelerle çıkmakla geçiyor. Yıla nasıl girersen bütün bir yılın öyle geçermiş derler ya bence öyle bir şey yok, ne zaman iyi güzel ve mutluluk verici düşüncelerle yeni bir yıla girsem dilediğim bütün yenilikçi kurallar bana kötülük olarak dönmekle meşgul oldu. Belki de bu yıl bir değişiklik yapmak gerekiyor.

Kötü başlarsak neden iyi gitmesin ki? Bu da biraz fazla mı kötümser oldu ne 😉

Herkesin her yıldan yeni beklentileri ve planları var işte. Benim hiç öyle beklentilerim yok. Misal başkalarının çok harika bulduğu şeyler ilgimi çekmezken, sıradan olarak kabul gören şeyler çok daha fazla dikkatimi çekebiliyor. Yılın son gününde taaa İskoçya’lardan hediye edilen İngiliz paralarının uğur getireceği kesin yada yeni düşüncelerin vereceği huzur…

Zor seviyorum. Hayatı, zoru seçmek, zora tabi olmak daha cazip geliyor. Ona ulaştığım an daha da zoruna yöneliyorum, basit şeyleri sona saklıyorum. Onları sakladıkça arada kaybolup gidiyorlar, bazen unutuluyorlar, bazen zamanı geçiyor…

Yılın başında yapmaya karar verdiğim her şeyden sıkılmaya başlıyorum, istikrarsız olmak sanırım benimle biraz fazla bütünleşmiş bir tabu. Zaten her şeyden hemen sıkılıyorum, hatta yazdıklarımı tekrar okuyup düzeltmek bile sıkıyor beni, bir makaleyi okumak bile beni bu kadar sıkarken kitap yazmak neyine seslerini duyar gibiyim!

2015’teki mutluluk veren şeyler sıralamasında ise çıkacak olan kitabım ve çevremden gelen güzel destekler olacak.

Bu sıralamadaki sorumluluklarım kategorisine bakıp, şekilciliğimi de hesaba katacak olursam hayatta kimlere karşı sorumluluklarımın olduğunu düşündüğümde tek sorumlu olmam gereken kişinin kendim oldu kanaatine varıyorum.

Bir insanın kendini doğru ifade edebilmesi ya da bunun çabası, karşı tarafın kafasında çizdiği resimler sergisi, doğru olma isteği, kendimizi doğru aksettirme çabası, istekler, beklentiler, deneme ve yanılmalar, etki tepkiler.

Bunların hepsi 2015 yılında kamburumuz olmaya devam edecek. Biz bu denge içinde hayatın bize sunduklarıyla meşgul olurken;  ilkbahar, yaz, sonbahar, kış  hoooppp 2016 çat çat çat kapıda!

                                                                            O zaman 

                                                                               2015 gele hoş gele….